Türkçe karakter olacaktı bakalım şöyle yağmur gibi

4 دقيقة قراءة
0
التعليقات
38
المشاهدات

“Avrupa”, Sami dillerinde; “Güneşin battığı yer” demektir.

“Europa” olarak bilinen bu kelimenin kökeni ise “Erep”ten geliyor.

Erep, Fenike Kralı’nın güzeller güzeli kızının adı!..

Efsaneye göre Erep, Helenlerin tanrı(!)sı “Zeus” tarafından kaçırılır ve istismara uğrar!..

Bu tecavüz sonucunda bir sürü çocuk doğar ve geniş bir alana yayılırlar.

“Erep”in ismi de zamanla evrilir, günümüzde kullanıldığı haliyle “Europa” şeklini alır.

Özetle:

Mitolojiye göre Avrupa, Erep’in kaçırıldığı ve nesebi gayri sahih çocuklarını yetiştirdiği yer demektir.

Tabii yukarıda anlattıklarım uyduruk bir hikâyeden ibaret olsa da…

Günümüzde yapılan araştırmalara göre Avrupa’da evlilik dışı doğum oranları korkunç boyutlara ulaşmış durumda.

1970’li yıllarda Avrupa’da evlilik dışı doğum oranı yüzde 5 civarında iken…

Son verilere göre, AB'de canlı doğumların kabaca %45'i, resmi nikâhı olmayan çiftlere ait.

Hatta!

Estonya, Slovenya, İsveç, Norveç, Danimarka ve Bulgaristan gibi ülkelerde bu rakam yüzde elliyi aşarken, babasız çocukların sayısı Fransa’da %62,2’yi, İzlanda’da ise %70,4’ü buluyor.

Avrupa’da dünyaya gelen her iki bebekten birinin zina mahsulü olmasının normal hayata yansımasının da elbette bedeli ağır oluyor.

Öncelikle çocuklar bu durumdan rahatsızlar ve babalarıyla ilgili soru sorulmasına dahi tahammül edemiyorlar.

Bu tahammülsüzlük ise onları şiddete sevk ediyor.

Haddizatında, uzmanlar da ebeveynsiz yahut tek ebeveynle büyümek zorunda kalan çocukların eylemlerine baktıklarında;

“Bağımlılık, saldırganlık, öfkeyi kontrol etmede ve stresle başa çıkmada güçlük çektiklerini” ve “cinsel kimlik problemleri” dâhil birçok olumsuzlukla karşılaştıklarını söylüyorlar…

Böylece, annesiz babasız çocukların kavgaya karışmaları, suç işlemeleri ve şiddet eylemlerine karışmaları çok daha kolay bir hal alıyor.

Üstelik Avrupalı yöneticiler de bu probleme çözüm bulmaktan acizler.

Evet!..

Yaklaşık iki asır boyunca kendimize rol model aldığımız, 61 yıldır da içlerine dâhil olmaya çalıştığımız Avrupa’nın geldiği nokta bu.

Normal insanlara göre daha saldırgan oldukları bilimsel verilerle kanıtlanan bu kuşak nedeniyle son yıllarda Avrupa’da yükselen bir “ırkçılık” ve “tahammülsüzlük” var.

Tüm bu olumsuzlukların üzerine bir de “gelecek” kaygısı ve “hayat pahalılığı” eklendiğinde bu gençlerin her biri, patlamaya hazır bir bombaya dönüşüyor. 

Bu yüzden özellikle dünyaya gelen her 10 çocuktan neredeyse 7’sinin “babasız” olduğu Fransa, son yıllarda sık sık gençlerin “sokak eylemlerine” şahit oluyor.

Barınma sorunu, eğitim koşulları, yetersiz ücretler ve aşırı derece yükselen akaryakıt fiyatlarının getirdiği ekonomik ağırlıktan bunalan bu gençler şimdilerde bir kez daha sokaklara dökülmüş durumdalar.

Üstelik Fransa’da başlayan bu isyan dalgası, Avrupa’nın birçok bölgesinde yayılmış durumda…

Yıllardır görmezden gelindiklerini düşünen ve sevgisiz yetişen bu öfkeli gençler, Fransa’dan İtalya’ya, Portekiz’den İspanya’ya, Belçika’dan Arnavutluk’a kadar binlerce noktada polisle çatışırken, önlerine ne gelirse yakıp yıkıyorlar ve özellikle lüks mağazaları yağmalıyorlar.

Avrupa’da sokaklara dökülen gençleri, yakılan kamu binalarından, ateşe verilen araçlardan, kundaklanan mağazalardan yükselen dumanları gören bizdeki Batı hayranı marjinal sol azınlıklar ve güdümlü medyası da bu eylemleri kutsayarak, haklı bir “isyanmış” gibi lanse ediyorlar.

Limoges kentinde maskeli eylemcilerin ateşe verdiği 143 yıllık tarihi belediye binasının yakılıp küle çevrilmesini bile “demokratik bir tepki” diye pazarlıyorlar.

Çünkü…

Tıpkı Gezi ihanetinde olduğu gibi aynı manzara ülkemizde yaşansın, gençler sokaklara dökülerek ortalığı yakıp yıksın, köşeye sıkışan iktidar da çekip gitmek zorunda kalsın istiyorlar.

Esasında işin bu kısmı pek de umurumda değil…

Zira bu tür dış mihraklı eylemlerin dağıtılmasının, Başkan Erdoğan’ın bir işaretine baktığına biliyorum.

Beni korkutan asıl tehdit ise Batı’ya öykünen malum zihniyetin, gençlerimize dayattığı o sefih hayat ve beraberinde getirdiği çürüme…

Sosyal medyadan sokaklara taşan teşhircilik, sapkın akımlar, eşcinsel ahlaksızlık ve her türlü çarpık ilişkiyi meşrulaştırmaya çalışan malum zihniyet yüzünden halkının neredeyse tamamı Müslüman olan Türkiye’de evlilik dışı doğum oranı %3 seviyesine dayanmış durumda…

1970’li yıllarda Avrupa’da evlilik dışı doğum oranının sadece yüzde 5 civarında olduğunu düşündüğümüzde, yaklaşmakta olan tehlikenin boyutu gün yüzüne çıkıyor.

Bu yüzden, sonumuzun;

Bir dönem “güneşin battığı yer” diye bilinirken, günümüzde her türlü günahı hesapsızca işleyen ve gayri meşru nesiller peydahladıkları için sokakları ateşe verilen Avrupalılara benzememesini istiyorsak, en büyük önceliğimiz sahih nesiller yetiştirmek olmalıdır.

Zira aslını bilen bir gençlik, dininin, dilinin, devletinin, vatanının da kıymetini bilecektir!

Bu gençlik, tıpkı Üstad Necip Fazıl Kısakürek’in “Gençliğe Hitabesi”nde tarif ettiği gibi;

“Güya kendisini yetiştirecek bütün cemiyet müesseselerinden aldığı zehirli tesiri üzerinden silkip atabilecek”tir!

المراجع

  1. Sngine